Tatlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2015 Cuma

Balkabağı Tatlısı


Minik bahçemin kabaklarından kabak tatlısı yapmazsam olmazdı. Aslında kireç suyuna yatırılarak yapılan Antakya usulü balkabağı tatlısını daha çok seviyorum ama nasıl yapıldığını bilmiyorum. Kabak tatlısını annemden öğrendiğim şekilde yapmaya devam ediyorum.

Kabak tatlısını çoğunluğun sevdiği şekilden farklı yapıyorum. Şekeri içine çeksin ve suyunu salsın diye kabak dilimlerinin üzerine şeker koyup bekletmiyorum. Tam tersine suyunu salmaması için uğraşıyorum. Çocukluğumdan damağımda kalan lezzeti böyle yakalıyorum.

Balkabağı tatlısını az miktarlarda yaparsam sulanması ile uğraşmam gerekmiyor.Yarım kilo balkabağı kullanmak yeterli oluyor. Pişince azıcık kalıyor ama zaten tatlıları fazla yemek de iyi değil. 

Neler kullandım:

Yarım kilo balkabağı
150 gram toz şeker
2 adet karanfil

Üzeri için tarçın ve ceviz

Nasıl yaptım:

Kabakları yaklaşık 2şer santimlik küpler halinde doğradım, tencereye aldım. Üzerine şeker ve karanfili ekledim. Kapağını kapatarak en küçük ocakta kısık ateşte pişirmeye başladım. Tencerenin tabanını incecik kaplayacak kadar su saldıktan sonra ocağı yüksek ateşe getirdim, kapağını kıynışık bıraktım. Asla karıştırmadan kabağın suyu ağdalaşana kadar pişirdim. Dibini tutmaması için pişerken başında ayrılmayıp sık sık kontrol ettim.

Kabakları küçük doğradığım için pişmemesi de söz konusu değil. Ağdalaşan şeker de kabakların eriyip ezilmesine karşı bir kaplama oluşturuyor. 

Tencerenin altını kapadıktan sonra oda sıcaklığına kadar soğumasını bekledim. Soğumuş kabakları servis tabağına alıp tarçın ve ceviz serperek ikram ettim.

Afiyet olsun...

30 Ekim 2015 Cuma

Geçmişten Geleceğe Atlayan Yayınlar ve Geçmişten Geleceğe Bir Aş: Aşure


Aşure yapmıştım ama yayınlamak gibi bir niyetim yoktu. Çünkü benim aşurem aklıma ne gelirse koyduğum, göz kararı el tartısı bir aşure.

Blogla uğraşırken bir hata sonucu, bloğun tozlu sayfalarında kalmış üç tarifim ilk sıralara çıkıverdi. Nasıl geri alınır bilemedim. Hatamı anlatıp affola demek için gelirken aşuremin resmini çekip de geldim.

Geçmişten geleceğe atlayan tarifler nasıl kendi çağlarına döndürülür? Bilen arkadaşlarımdan yardım gelirse çok mutlu olurum.

22 Eylül 2015 Salı

Kalburabasma


Bu tarif kadim bir tarif. Çok eskilerden kalma. Yazılı tarihin değil sözlü tarihin aktardıklarından. Digital tarihe geçiren çok blogger olmuştur. Ben geç kalmış olsam da tarifi bırakanları rahmetle anarak, ev tatlılarının görücüye çıktığı bayramı da vesile ederek devam edeyim anlatmaya.

Her yerin kendine özel kalburabasması var. Benim yöremin kalburabasması kıyır kıyır gevrek gevrek olur.  Kalburabasmayı yumuşatacak irmik yoktur tarifte. Kıyırlığı iyice artırmak için zeytinyağı ve külsuyu vardır içinde.

Malzemeler oldukça basit
2 su bardağı zeytinyağı
1 su bardağı külsuyu
5-6 bardak kadar un
1 silme çay kaşığı karbonat
1 çimdik tuz

İçi için:
25 adet yarım iç ceviz

Şurubu için:
2 su bardağı şeker
3 su bardağı su
1 çay kaşığı limon suyu

Zaman değişti, ağız tatları değişti. Zeytinyağı kokusundan rahatsız olanlar olabiliyor. Onları düşünerek sıvı yağ cinsini değiştirebilirsiniz. Ama zeytinyağının kıyır hamura etkisini göz ardı etmeyin. Odun sobası kullanmıyoruz artık derseniz külsuyu yerine süt, karbonat tadını sevmiyoruz derseniz kabartma tozu seçenekleri elinizin altında. Şerbetin tadı size nasıl iyi giydiyorsa şeker miktarını ona göre ayarlayın ancak su miktarını değiştirmemenizi öneririm.

Nasıl yapıyoruz?
Bir kavanozun içine 2 tepeleme dolu yemek kaşığı  meşe odunu külünü  koyup 2 bardak su ekliyoruz. Karıştırıp bir gece boyunca dinlenmeye bırakıyoruz.

3 su bardağı su ile 2,5 su bardağı şekeri şurup kıvamına gelene kadar pişiriyoruz. Limon suyunu da ekleyip soğumaya bırakıyoruz.

Bir gece önceden hazırladığımız küllü su kavanozundan dipteki çökeltiyi kaldırmadan dikkatlice  bir bardak su alıyoruz. Yüzeyde kül parçaçıkları varsa bir tülbentten süzmeniz gerekebilir.

Zeytinyağı, külsuyu, karbonat ve bir çimdik tuzu bir kapta karıştırıyoruz. Üzerine 5 bardak unu azar azar, yedire yedire  ekleyip şekillendirilebilir hamur kıvamına getiriyoruz. Bir ceviz büyüklüğünde kopartarak elimizde köfte haline getirip varsa bir kalbur, yoksa bir rende üzerine bastırarak yuvarlanıp yuvarlanmadığını kontrol ediyoruz. Yuvarlanabilir kıvamı alana kadar en fazla bir bardak daha un ekliyoruz.

Hamuru 1 saat kadar buzdolabında dinlendiriyoruz. Tekrar yoğuruyoruz ve köfte büyüklüğünde parçalar alıp önce elimizde köfte haline getiriyoruz sonra rendeye bastırıp hafiçe kendimize doğru çekerek bir yarı rulo oluşmasını sağlıyoruz.

 



Oluşan rulonun içine yarım ceviz yerleştiriyor ve altında yarık şeklinde bir açık kalacak şekilde toparlayıp tepsiye diziyoruz. 


Kalburabasmanın altındaki yarığı sıkıca kapatmıyoruz. Bu içinin daha iyi pişmesine ve şerbeti daha iyi emmesine yardımcı oluyor.


180 derece fırında  renk alana kadar 35-40 dakika civarında pişiriyoruz. Pişirme ayarı fırından fırına değişebileceği için şerbet dökülünce hamur olmaması için pişme ayarına dikkat! Gerekirse bir tanesini kırıp içinin pişip pişmediğini kontrol edebilirsiniz. 

Fırından çıkarıp ilk sıcağını atması için 5 dakika bekledikten sonra kalburabasmaları yüksek kenarlı, şurubun  kalburabasmaların tamamını örtebileceği çapta bir kaba alıp üzerine soğumuş şerbeti döküyoruz. Şerbet tamamını kaplamaya yetmezse bir süre sonra kalburabasmaları ters yüz edip üst kısmının da şerbeti almasını sağlayabiliriz.
Kalburabasmalar şerbeti emip soğuduktan sonra servise hazır

Afiyet olsun...



1 Ağustos 2014 Cuma

Muhallebili Milföy Bohçası

Milföyün tuzu, muhallebinin şekeriyle tatlıtuzlu bir lezzet...
Soğuk ama çıtırlığını kaybetmediği sınırlı bir zaman diliminde tüketilmesi iyi oluyor. Yumuşamadan hemen yenilmesi gerekiyor yani. 
Milföyleri dikdörtgen kesip üzerine baskı koymadan, çatalla delmeden kabarabildiği kadar kabarmasına izin verip, piştikten sonra katları ikiye kesip arasına muhallebi koyuyordum ama bu kez bohça yapmayı denedim. Lezzet aynı kalsın ama şekil değişsin istedim.

Neler Kullandım:
12 kare hazır milföy hamuru
2 su bardağı süt
2 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı nişasta
4 çorba kaşığı toz şeker
1 paket vanilya
80 gram beyaz çikolata
100 ml krema
Yarım su bardağı dövülmüş badem-fındık karışımı


Nasıl yaptım:
Süt, şeker, un ve nişastayı koyu bir muhallebi olacak şekilde pişirdim. Ocağı kapadıktan sonra kırdığım çikolatları ekleyip eriyene kadar karıştırdım. Vanilya,  fındık-badem ve kremayı ekleyerek tamamen karışana kadar elde çırptım.

Milföyleri bir kalıba yerleştirdim. Çukur kalan yerlerine muhallebi koyup, milföyün kenarlarını bohça gibi kapattım.

200 dereceye ısıtılmış fırında 15 dakika pişirdim. Kabaran milföy tabanını düzleştirmek için bir tepsi ile bastırarak 5 dakika daha pişirdim.

Oda sıcaklığına ulaştıktan sonra milföy bohçaları kalıptan çıkardım. Bir dilim şeftali üzerine yerleştirdiğim bohçaların üzerine pudra şekeri serperek servis yaptım.

Afiyet olsun...

27 Haziran 2014 Cuma

Yufkalı Ekmek Kadayıfı veya Kekli Baklava


Orjinal adı kekli baklava ve tarifin sahibesi Tümay'ın Mutfağı. 

Bizim evin ağız tadına göre mükemmel bir tarif. Ama benimki kekli baklava değil, baklava yufkalı ekmek kadayıfı oldu.  Tarifi bire bir uyguladım fakat fırın sıcaklığını 170 yerine yanlışlıkla 120 dereceye ayarlamışım. Geliyorum gidiyorum kızarmamış yufkalarım. İşim de çoktu o gün, zamanın ne kadar geçtiğinin de farkında değilim. Yaptığım yanlış sıcaklık ayarını da fırını kaparken fark edebildim.

O uzuuuuun sürede benim kekim yavaş yavaş, pişti, yufkalarım da anca hafif hafif kızardı. Servis için kestiğimde de sanırım yavaş pişmenin etkisiyle ekmek kadayıfı gibi çok sayıda irili ufaklı hava boşluklu bir kek ile karşılaştım. Lezzeti de eşime ekmek kadayıfını çağrıştırınca, kekli baklava bizde yufkalı ekmek kadayıfına dönüşmüş oldu.


 
Afiyet olsun...

26 Ocak 2011 Çarşamba

Kendince Su Muhallebisi




Çocukken su muhallebisini sevmezdim. Dışına değdiği kadarıyla pekmezin tadını alabilirdim, içi sütsüz, şekersiz. Doğal olarak lezzetsiz gelirdi bana.

Sonra, yapan elleri kaybedince, özlemeye başladım. Ara ara kendim için yaptım, mutlulukla yedim.

Yiyecekler sadece ağıza verdikleri tatlarıyla sevilmiyormuş. Onu yerken gidilen o dünya, capcanlı hayaller, hissedilen sevgiler veriyormuş asıl tadı.

Kanıtlarından biri de benim için su muhallebisi. Şimdi bana lezzetsiz gelmiyor, içinde çocukluğumun mutluluğunu barındırdığının farkındayım.

Sevgili SusamÇörekotunda gördüm su muhallebisini. Benim bildiğimden çok farklıydı. Yöresel fark mı acaba dedim. Biraz aradım. Mis Kokulu Lezzetler Mine de annem gibi yapmamıştı ve iki tarifin de beğenilmemesi mümkün değildi. Araştırmaya devam ettim. Birbirinden farklı da olsa her tarif mutlaka süt, şeker, gülsuyu içeriyordu.

Demek ki ninemin, annemin yaptıkları su muhallebisi değilmiş veya kendince su muhallebisiymiş diyelim.

Bilmiyorum savaş ve yoksunluk yıllarının değiştirdiği bir tatlı mıydı ?

Şeker yok,
üzüm bol oysa ki, yerine pekmez o zaman,
süt az,
tatlıya harcamayalım, peynir lazım yoğurt lazım, yağ lazım  mı denmiş de bu tatlı ortaya çıkmıştı acaba? 

Üstelik badem, ceviz gibi bahçede bulunabilen kuruyemişler de eklenmezdi üstüne nedense.

Ama niye pekmez içine pişerken konmuyordu acaba? Sütüme Sarelleme Karışmada gördüğüm nişe helvası gibi. Bilemiyorum... Soracağım büyüklerim de yok artık.

Ninem için yemeklerin güzel olması için tek koşul vardı örneğin. "Kellem kadar yağ kat da ne katarsan kat"

40-45 kiloluk bir kadındı böyle konuşan. Savaşların ve kıtlık yıllarının belleğine kazıdığı bir şey miydi bu acaba?

Şeker de süt de bulunmasına rağmen bu tatlı bizim evimizde yaşamayı sürdürdü. Ben her zaman sütlü, pirinç unlu muhallebiyi tercih ederdim ya da en azından portakallı paluzeyi. Ama babamın bu tatlıyı ne büyük zevkle yediğini hatırlıyorum.

Galiba artık terk edilmiş bir lezzet. "Bilemiyorum"larımı, "soru işaretleri"mi bir kenara bırakayım da, nesli tükenmeden yazılı kayda geçireyim. Belki bir gün seveni çıkar.

Malzemeler basit

1 çay bardağı buğday nişastası (Annem nişastayla yapardı, ninemin yokluk zamalarında nişasta kolay bulunuyor muydu merak ediyorum)
3 su bardağı su
1 çay bardağı pekmez


Yapılışı da çok basit.

Nişasta tencereye konur. Üzerine su ilave edilir. Orta ateşte koyulaşana kadar karıştırılarak pişirilir. Kaynamaya başladıktan sonra 2-3 dakika kadar daha karıştırılarak katıca bir kıvam elde edilir.

Pelte yayıldığında iki santimden fazla yükseklite olmayacağı şekilde bir kap seçilir. Sudan geçirilip, suyu süzülür. Pişen pelte içine dökülür. 



Oda sıcaklığına gelene kadar beklenir, soğuyup katılaşmasını tamamladıktan sonra dilimlere kesilir. Üzerine pekmez gezdirilip kaşık kaşık afiyetle yenir.



29 Aralık 2010 Çarşamba

Tatlı Merhaba ve Ödül


Merhaba,

Bir süreliğine evimden uzakta olmam gerekiyordu. Yemek yapamayacaktım ama internete ulaşıp blog dostlarımı ziyaret edebilecektim. O nedenle "kısa bir ara" yazmaya gerek duymamıştım. Günlerim tahmin ettiğimden de yoğun geçince kendime ve sizlere ayıracak zaman bulamadım ne yazık ki.

Şimdi kendi şehrimde ve evimdeyim. Yeni bir tarif hazırlamayı beklemeden size merhaba demek istedim. Aslında Aralık Tatları grubunda yer alması gereken  Dokuzuncu Bulut Sevgili Aslı'nın tarifi üzerine yaptığım enfes çikolatalarla size tatlı bir merhaba diyorum.



Tarifi Dokuzuncu Bulut'dan alabilirsiniz. Çikolata miktarım büyük kalıplara yetmeyeceği için küçük kalıplar kullandım. İç malzemem ise cennet elması ve portakal kabuğu. Aslı'nın muhteşem renklerine ulaşamadım, sadece o güzel renklere ulaşabilmek için bile kabak ile tekrar denemeyi düşünüyorum. Kalıbım fiındık için çok uygun olduğu için ben fındık da ekledim tarife.



Sizlerden uzak olduğum süre boyunca bir de ödül gelmiş bana Şifalı Yemek Tariflerinin sahibi değerli Fuat Bey'den. Kendisine çok çok teşekkür ediyorum ve bu ödülü tüm blog dostlarımla paylaşıyorum. Öğle tatili aram bitmek üzere. İlk fırsatta siz dostlarımı ziyarete geleceğim.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Cezeryemsi


Sonbaharla birlikte kavuştuğumuz lezzetlerden biri de siyah havuç. Bizim pazarlarımızda çok bulunan bir sebze değil. Bulduk mu kaçırmıyoruz, mutlaka alıyoruz. Turuncusu da siyahı da çiğ olarak severek tüketiliyor evimizde. Bulunca bir de cezeryeye benzeyen tatlısını yapıyorum.

Cezerye de çok sevdiğimiz bir lokum çeşidi, ama nasıl yapıldığını bilmiyorum. Kendimce cezerye lezzetini hatırlatan bir şeyler yapıyorum. Cezereyeden daha yumuşak oluyor. Cezeryeye biraz benzediği için adını cezeryemsi olarak verdim.


Malzemeler:
Standart bir tarif uygulamıyorum. Son yaptığım cezeryemsideki malzemeleri ve miktarlarını bir fikir olması için yazdım.
5 adet orta boy siyah havuç
5 adet orta boy turuncu havuç
1 su bardağı şeker
2 çorba kaşığı sıvı yağ
1 tepeleme çorba kaşığı nişasta
1/2 çay bardağı su
2 adet karanfil
1 tatlı kaşığı tarçın
1/2 çay kaşığı zencefil
1 su bardağı iri dövülmüş badem, ceviz, fındık karışımı
2-3 çorba kaşığı hindistan cevizi


Yapılışı:

Havuçlar yıkanıp soyulduktan sonra rendelenir. Kalın tabanlı bir tencereye konur, üzerine şeker eklenir. Kısık ateşte kendi suyuyla ara ara karıştırılarak pişirilir. (Pişirme sırasında içine tane karanfil atılabilir, ancak havuçların rengi çok koyulaştığı için sonradan içinden bulup çıkarmak zor oluyor. Karanfili dövüp sonradan içine atıyorum. Bu durumda da karanfilin acımsı tadı arttığı için az miktarda kullanıyorum)

Havuçlar iyive yumuşadıktan sonra 2 çorba kaşığı sıvı yağ eklenerek 4-5 dakika kavrulur. Bir çorba kaşığı nişasta yarım çay bardağı suda eritilir ve tencereye eklenir. Baharatlar da eklendikten sonra karıştırılarak yaklaşık 5 dakika daha pişirilir. Ilıyınca badem, ceviz ve fındık karışımı eklenerek karıştırılır. Kare veya dikdörtgen bir kaba dökülerek düzleştirilir. Tamamen soğuyunca kesilerek hindistan cevizine bulanır.

Afiyet Olsun
Related Posts with Thumbnails