6 Ocak 2014 Pazartesi

Salata Soslarından Sos Beğendim



Salatalarda özel sos lezzeti arayan biri değilimdir. Zeytinyağı, limon ve tuzdan oluşan basit ama saf lezzet benim için yeterlidir. Yine de tesadüfen bir blogda okuduğum, sonra unuttuğum, sonra da hayal meyal hatırlayıp kendimce uyguladığım bir salata sosu var.

Sevgili Mine'nin hamarat komşusunun ballı salatasını görünce, yeşil salatalarda tercih ettiğim bu sosu hatırlayıp sizinle paylaşmak istedim. Tarif sahibinden özür diliyorum, tarifi hakkıyla değil bölük pörçük hatırlayıp uyguladığım için.


Sos için ölçüm yok. Biraz göz kararı, biraz ağız tadımın hayali.

Domates rendesini kullanıyorum rendelemek için, olabildiğince ince partiküller olsun, ağza gelmesin.
Limon kabuğu, 1 diş sarmısak ve zencefili rendeliyorum. 4 kişilik salata için limon kabuğu yarım, zencefil bir çay kaşığı kadar. Bunlara 1 tatlı kaşığı da bal ekleyip karıştırıyorum iyice. Kullanacağım ekşi miktarını da yarı yarıya limon ve sirke olarak ayarlıyorum. Tuzla birlikte bal karışımına ekleyip inceltiyorum. Sızma zeytinyağını da gezdirince gerçekten hoş bir salata sosu oluyor.

Afiyet olsun...


5 Ocak 2014 Pazar

Şipşak Pastamsı




Merhaba 2014, Merhaba Blog Dostlarım diyerek başlamalı söze;

Yılbaşı tatili fazladan bir gün kazandırdı, dinlenmek değil de evde uzayıp giden işlere el atmak için. Blog dostlarımda görüyorum dolap detoksu dedikleri ilginç bir etkinlik var. Ben de bu dolap detoksunu mutfağıma uyguladım. Belki aylardır pasta, kurabiye, çörek yapmamıştım. Uzun süre önce alınmış, biraz daha el atmasam son kullanma tarihi geçecek malzemeleri önüme döküp, sınıflandırdım. Hiç yeni bir malzeme almadan, evde ne varsa onunları kullanarak temizleyeceğim dolabımı.

Bir adet dolgu kreması ve bir adet hazır glazür bir an önce kullanılmalıydı. En az zaman ve emek harcayarak kullanmanın yolu, pasta olmayan ama pastaya benzeyen uydurma bir "şipşak pastamsı" hazırlamak olsa gerek.


Neler kullandım;
4 yumurta
1 su bardağı şeker
1 su bardağı un
1 çay kaşığı kabartma tozu

1 paket hazır dolgu kreması ve önerdiği ölçüde süt
1 paket hazır glazür

Nasıl yaptım;
4 yumurtanın akını şekerle koyulaşana kadar çırptım.
Yumurta sarılarını ekledim, çok az çırparak karıştırdım.
Un ve kabartma tozunu karıştırıp yumurtaya kaşık kaşık ekleyerek spatula ile topaksız olana kadar karıştırdım. Elemek çok daha doğru yol elbette ama benim eleğim bu işe uygun olmadığı için kullanamadım.

Karışımı yağlı kağıt serilmiş büyük fırın tepsisine yaydım ve 175 dereceye ayarlı soğuk fırına koyup 15 dakika pişirdim.

Bu arada dolgu kremasını içine 2 yemek kaşığı kakao ekledikten sonra tarifine göre hazırladım. Glazürü önerilen sıcaklıktaki sıcak su içinde bekletmeye başladım.

Pandispanyam pişince, yağlı kağıdıyla birlikte ıslak mutfak bezi üzerine aldım. Islak bez yardımı ile bir kez rulo yapıp pandispanyayı alıştırıp yeniden açtım. Arasına dolgu kremasını koydum. Bu kez yağlı kağıdı altta bırakarak pandispanyayı katladım.

Üzerine erimiş glaüzürü döktüm ve çatalla ağaç kabuğu görüntüsü vermeye çalıştım. Dolgu kremasının kendisini çekmesi için 2 saat kadar buzdolabında beklettim. Daha sonra sıcak suda ısıttığım bıçak ile, glazürü kırmamaya dikkat ederek dilimlere ayırdım.


Baharı müjdelemek için 1 Ocak'ta açan bahar dalları eşliğinde, bir bardak limonata ile de yazı getirerek afiyetle yedik şipşak pastamızı.

24 Aralık 2013 Salı

Yeşil Mercimekli Kol Böreği


Ne çok severdik ve hala seviyoruz yeşil mercimekli böreği...

Kocaman bir kapta hamur tutulurdu. Yere sofra bezi serilir, hamur tahtası ve oklava getirilir. Tamamlanınca hamurun dinlenmesi, bezelenir, incecik açılırdı. Üzerine yarı yarıya ölçüde karıştırılmış zeytinyağı ve eritilmiş iç (don) yağı güzelce sıvanır, dörde katlanırdı. Yeni bir yufka açılır, yağlanır. Önceki kare içine konup üzerine katlanırdı. Sonra da dokuza bölünür, her parça biraz inceltilip yeşil mercimekli iç konarak rulo yapılırdı.

Tel tel yufkalar içinde yeşil mercimeğin lezzetine doyum olmazdı. Hamurun tel tel olmasını sağlayan yufka aralarına sürülen don yağıydı.

Annem de yapardı don yağı. Öyle havyansal etlerin çıkıntı yağlarından değil. Kuyruk yağı da değildi don yağı. Gömlek denilen iç organları saran zar kullanılırdı. Küçük küçük doğranır, orta ateşte yakmadan eritilirdi. 
Eriyen yağ süzülerek saf yağ kısmı kavanozlarda depolanırdı. Bembeyaz ve kokusuz bir yağdı. Oda sıcaklığında bozulmadan yıllarca saklanabilirdi. 

Sonra dediler ki, hayvani yağlar çok zararlı, sakın ola yemeyin. Bizler de bıraktık kendi elde ettiğimiz güvenli yağları kullanmayı. Nasıl üretildiği belli olmayan sanayi ürünü yağlara yöneldik. Margarinlerin hayvansal yağlardan daha sağlıklı olduğu savı çürütüldü ama eski alışkanlıklar unutulmuştu çoktan.

Don yağının kaybedildiği gibi  hamur açmayla uğraşmanın külfet geldiği çağ bu çağ. Yine de mercimekten vazgeçmek yok. Hazır yufkacılar sağolsun. Buyrun hazır yufkadan mercimek böreğine...

Malzemeler:
4 adet yufka
İç:
1 su bardağı yeşil mercimek
2 büyük boy soğan
Yarım çay bardağı zeytinyağı
Yarımşar demet maydanoz, dereotu
Karabiber, tuz

Yufka arasına sürmek için:
Yarımşar su bardağı süt ve zeytinyağı

Üstü için:
1 yumurta sarısı
1 çorba kaşığı zeytinyağı

Yapılışı:
Mercimek haşlanır, suyu süzülür. Soğanlar ince ince kıyılır ve hafif ateşte kavrulur. Soğanların rengi değişince mercimek eklenir ve 5 dakika daha kavurmaya devam edilir. Kıyılmış yeşillikler, karabiber ve tuz eklenir, soğumaya bırakılır.

Yufka tezgaha serilir, üzerine çırpılmış yağ ve süt karışımı sürülür. Ortadan ikiye bölünür. Yarım yufkanın düz ucuna iç harcı konur ve kol böreği şeklinde rulo yapılır. Her bir ruloyu yarım yufkadan ince hamurlu bol içli yapmayı seviyorum. İsteyen tam yufka, hatta iki katlı yufka kullanabilir. Rulolar uzunlamasına tepsiye yerleştirilir. Üzerine yağ-yumurta sarısı karışımı sürülür.

Benim fırınımın ölçüsüyle 200 derecede 45 dakika yeterli oluyor pişirmek için.

Fırından çıkar çıkmaz üzerini kapatacak şekilde kağıt havlu serilir ve havlunun  üzerine su serpilir. Kağıt havludaki ıslaklıklar kuruduktan sonra kesilip servis edilir.

Afiyet olsun.









22 Aralık 2013 Pazar

Bu turşu çok basit


Çok turşu tüketen bir aile değiliz. Belki yılda bir kere aklımıza düşüp de alırız ama hiç uymaz damak tadıma hazır turşular. 

Pazarda turşulukları görünce bir heves turşu yapmıştım sonbaharın ilk günlerinde. Sirke tadının ağır basması eleştiri almıştı. Ben de suyunu içememiştim, limon tuzu nedeniyle. Biliyorum turşu suyu içilmesi gereken bir şey değil, hatta içmemek daha iyi. Ama nefis köreltecek kadarcık olsun, çok severim turşu suyunu yudumlamayı. 

Yaptığım turşuda istenen damak tadına ulaşamayınca vazgeçmek yerine yeni tarif arayışlarıma başladım. Belleğime danıştım önce, annem nasıl turşu yapardı?

Tuzlu ve biraz şekerli karışım hazırladığını hatırlıyorum hayal meyal. Turşular olgunlaşınca da yenecek kadarını limonlu suda bir-iki gün beklettiğini. Ama anılarım o kadar eski ki, emin olamıyorum. Babama yüksek tansiyon teşhisi konup tuz yasaklanınca bırakmıştı annem turşu yapmayı.


Bloglar ne güne duruyordu? 
Blogdaşlarımı gezdim, tariflere baktım. Biliyorum tarifleri çok güzel turşuların öncüsüydü. Sarmısak, kereviz sapı ve maydanozun rayihası turşunun lezzetine lezzet katacaktı ama annemin yaptığı gibi saf turşuyu istiyordu bu kez damağım.

Bir de tuz sorunu vardı. Pratik yöntemler gördüm yumurta yüzdürmek gibi veya bir kimyacı duyarlılığında hacim gram ölçüleri. 
Bir kez daha denedim, yok olmadı. İstediğim lezzete ulaşamadım. Sirkeyi, sarmısağı, maydanozu çıkarınca, ruhunu da bozmuş oldum tariflerin.  



İnsan çoğu zaman en yakınındaki değeri atlar, uzaklara gider aradığını bulmak için. İlim için Çin'e gitmeden önce kapısından içeriye bakmalı insan. Kayınvalideme söz ettim başarısız turşu girişimlerimden. O da yıllar önce bırakmıştı turşu yapmayı. Başarılı bir tarifi varmış ama yapılmaya yapılmaya unutulmuş ölçüler. Ana hatları belli yine de. İri tuz, 5-6 nohut, limon suyu, kaynamış soğutulmuş su ve ille de savurma.

Ama benim derdim tuz. Ne kadar tuz koyacağım?
Cevap basit; tuzu azar azar ekle, içebileceğin kıvamın üzerine çıkmasın miktarı. Ohhhhhhhhh bu kadar basitmiş meğerse. Herkesin ağız tadı farklı, benim tuşumun tuz ayarı da benim ağız tadıma göre oldu. 2 litrelik kavanoza 1 limonun suyunu da ekledim. 5-6 adet de nohut, 1 tatlı kaşığı kadar şeker.

Bazan unutsam da çoğunlukla savurdum turşumu. Bir kaba yüksekten boşaltıyordum turşumun suyunu, sonra yine yüksekten kavanozun içine geriye. Havalandı, tazalendi böylece turşum. Beyazlıklar, kef oluşmadı ağzında.

Biraz geç oldu, 1.5 ay gibi. Domateslerim tam kıvamındaydı ama suyunda bir duruluk vardı, sanki özleşmemiş gibi. İlla içeceğim ya suyundan. Turşudan yemeye başladık, üzerinden bir 15 gün daha geçti. Bir baktım turşumun suyu tam içilecek kıvamda. Meğer biraz daha beklemesi gerekiyormuş özleşmesi için.

Bir bardak doldurup, içmedim tabi, sadece resmini çektim. Yarısını boşaltım yarım bardak içtim. Üzerine biraz tatlı toz kırmızı biber dökebilseydim tam ulaşacaktım turşu suyunun unutamadığım lezzetine.

Afiyet olsun...



  
Related Posts with Thumbnails