13 Aralık 2013 Cuma

Bugün Çorbalardan Ne Olsun?

Bloga uğrayamayınca bu soğuk günlere kaldı anlatışım. Soğuklar bu kadar bastırmadan, güneş bulutla gölgelenmeden önceydi, çok da eski değil, 10 gün önce belki. Yağmurla yeşeren otların arasına dalmıştım. Neler vardı neler...



Acı ve tatlı radika, sinirli ot, kişniş, gelincik otları, iğnelik, hardal, labada... Toprak ve yağmurun çocukları, kış mevsiminin hazineleri bunlar. Pek çok derde şifadırlar muhtemelen ama hiç merak etmedim, neye iyi gelirler, nerede kullanılırlar. Soframı zenginleştirmeleri, lezzetleri yetiyor bana. Şifalarını da veriyorlarsa, oh ne âla.


Mesela acı radika. Azıcık toplamak yeter, biraz haşlayıp salatalara lezzetinden dokundurmak kâfi.


Mesela iğnelik. Ne zarif yapraklar, ne hassas dokunuş. Nineciğimin pamuk ellerini hatırlatır bana. Ot pidesinin olmazsa olmazıydı iğnelik ve ninemin elleri. 


Mesela labada. Daha pek küçükler, sarılacak kıvama gelmemişler henüz. Teyzeciğimin ellerinde ince ince sarılıp yaprak sarmalarının üzerine bir sıra dizilmesi gözlerimin önünde. Biraz daha bekleyeceğim mecburen, bebeklikten çıkıp büyüsünler.

Mesela hardal. Ot salatalarının şahı. Anneciğimin ellerinde daha da lezzetlenirdi. Ilık ılık, ekşi ekşi, hardallı hardallı ne iyi oluyor bu kış günlerinde. İşte şifa...


Veya bir çorba yapmalı. Biraz zeytinyağıyla azıcık un, azıcık salçayı kavurmalı. Üzerine su ekleyip, otlardan bir demetle buluşturmalı. Biraz da tuz. Sonra vıj vıj blendır. Limonla da ekşiltelim, sıcacık içelim.

Afiyet olsun

1 Aralık 2013 Pazar

Aralık'a Girerken

Aralık ayına adım attık, takvimlerdeki kışa merhaba dedik. 
Yağmur, çamur, soğuk mevsimi...

Soğuklarla birlikte doğanın bahara kadar uykuya yatacağına şartlandırmışım kendimi. Sabah aceleyle evden çıkıp akşam karanlıkta dönünce fark edemiyorum etrafımdaki canlılığı. Sabah usul usul yağan yağmurun ardından kış uyku değil, uyanma zamanı diyen bitkilerle tabir-i caizse gözümü gönlümü açtım.



Kış öncesi son çırpınış açan fırça çalısından bir dal kesip vazoya koymuştum.


Jack'in fasulye sırığı gibi uzayıp bulutları deleceğini düşündüğüm merdivenim de pembe-mor çiçeğiyle kışa merhaba diyor.


Yapraklarından yavrulayan sukulentimin kışa aldırdığı yok, yavrulamaya devam...


Yaz sıcaklarında kavrulan mum çiçeğim bu havalardan pek memnun olmalı ki yeni sürgünler veriyor.


Kasımpatı son demlerinde, çiçekleri solmak üzere ama yemyeşil yaprakları kış boyunca da bahçeyi süsleyecek.


Pittosporumun çiçekleri geçeli çok oluyor ama kırmızı tohumları da çiçekler kadar güzel görünmüyor mu?


Çok sevdiğim arkadaşımın hediyesi limon fidanı da yerine alışmaya çalışırken iki de limon vermekten geri durmamış.


Kayınvalidemin hediyesi karaduta ne demeli? Yaprakları sararırken yediveren olduğunu kanıtlama gayretiyle dut veriyor bu şartlarda.


Yaz boyunca nazlanan çalı, yağmurları görünce canlandı, yeni sürgünlerle güzelleşti.


Kırmızı kalençonun çiçekleri patladı patlayacak.


Sarı kalenço, ben eksik kalır mıyım hiç diyor; haftaya kalmaz sarıya boyarım bütün saksıyı.


Altın çilek çoooktan vermiş bile çiçeğini.

Başımı kaldırıp yükseklere bakınca yapraklarının dökülmesini beklerken çiçeklenen hint gülünün sürprizi karşılıyor.


Doğa bu kadar canlıyken, kim kış uyku mevsimi diyebilir? 
Capcanlı rengarenk bir kış diliyorum hepinize.

29 Kasım 2013 Cuma

Ekmeküstü Köfte

 
Saatin tik takları daha çabuk geçer ya bazen, herkesin midesi de pek bir acelecidir, guruldamamak için zor tutar kendini. Doğru dürüst bir yemek yapmaya ne zaman ne sabır vardır. İşte o akşamlardan birinin yemeği ekmeküstü köfte.

Verdiğim bir yemek tarifi değil. Evde bulunan azıcık kıyma ile acele tarafından ama kendince tabağı dolduran bir yemek hazırlama çabamın yansıması. 

3 adet irice köfte, 3 dilim domates, halka doğranmış bir soğan, çekirdekleri çıkarılmış 3 yeşil biber, 3 dilim ekmek ve 3 dilim kaşar peyniri kullanarak 3 kişilik yemeğimi hazırladım.  

Gerçek anlamıyla köfte, ekmek içi, soğanı, yumurtası, maydanozu, baharatı eksik değil. Tavada az yağla köfteleri pişirirken yanında biberleri de çevirdim, soğanı da. 

Köftelerim piştikten sonra, dilimlediğim domatesleri de aynı tavada altlı üstlü yumuşattım. Sonra sıra ekmeklere geldi. Ekmekler de tavada iki taraflı kızardı.  Ekmek, domates, soğan, köfte, biber katmanlarını oluşturup, biraz pul biber-kuru kekik serpip üstüne de bir dilim kaşar peyniri... 

Fırının ızgarasında peynirleri birazcık kızarttım. Yanında da karışık bir salata... Şimdi servise hazır. Afiyet olsun

23 Kasım 2013 Cumartesi

Patates Kavurma


Resimde büyük göründüğüne bakmayın, bunlar iki lokmalık minik taze patatesler. Artık patates ekimi yılda iki kez yapılır oldu. Kasım ayında da güz hasadının taze patateslerine ulaşmak mümkün. Yaz aylarının o pürüzsüz patatesleri gibi olmasa da taze patatesi değerlendirmek gerek.

Kavrulduğunda ulaştığı o çerezimsi çıtır lezzet nedeniyle taze patatesleri kabuklarıyla pişirip yemeyi seviyorum. Minik de olunca kavurarak kolayca pişiyor.

Önce patatesleri elimle ovarak güzelce yıkıyorum. Kabukları incecik, ovarken bile soyuluyor bir kısmı. Bıçakla çıkarılması gereken yerleri varsa aldıktan sonra suyunu süzüp iyice kurumasını bekliyorum.

 
1 kg patates için yarım çay bardağı kadar zeytinyağını tencereye koyar, yağ ısınmaya başlayınca patatesi ekler, tahta kaşıkla çevire çevire kavururdum. Şimdi actifry kullanıyorum kavurma için. Bugünkü patatesleri de actifryda pişirdim.

Kaba kendi ölçeği ile 2 ölçek zeytinyağı koyup 5 dakika boş çalıştırdım. Ardından kabın aldığı kadar minik patateslerden koydum. Üzerine tuz ve 1 silme çay kaşığı köri ekledim. 30 dakika kadar pişirdim. Kapağını açıp 1 çay kaşığı acı kırmızı biber, 1 tatlı kaşığı kekik ekleyip 5 dakika kadar daha çalıştırdım. 
İçi çabucak pişiyor, ama istediğiniz kızarmış görüntüyü elde edene kadar kavurmayı sürdürebilirsiniz.

Bu patatesler ana yemeğin yanında sunulabilir ama ben biraz yeşillikle, biraz da kuru peynir ufalayarak kendisini ana yemek yaptım.

Afiyet olsun...

Related Posts with Thumbnails