26 Haziran 2014 Perşembe

Kış Uykusu


Sinema afişlerine önem veririm. Afiş çekiciliği filmi izleme isteği uyandırır, başından 1-0 galip yapar gözümde.

Kış Uykusu da afişiyle galip başladı. Diyeceksiniz, ortada Nuri Bilge Ceylan var, harika oyuncular var, bir de büyük ödül var ama sen ön galibiyeti afiş üzerinden veriyorsun. Ne yapayım, benim gerçeğim de bu.

Filmi izlemeyi düşünenler lütfen aşağıda yazdıklarımı okumasınlar. Kendimce yorumlarken minik minik spoiler kaçırabilirim klavyemden.

Kış uykusuna yatmış doğanın muhteşem manzaralarının önünde kendilerini kış uykusuna mahkum etmiş insanları izliyorsunuz uzun süre. Sonra fark ediyorsunuz ki doğanın her parçası kış uykusunda değil. Nehir uslu uslu olsa da akıyor, kar taneleri uçuşarak kirleri kapatıyor, bir tavşancık yazgısını bilmeden, bilmeye ihtiyaç da duymadan anı yaşıyor, bir yılkı at tutsaklığına itirazdan vazgeçmiyor.  

Filmin süresi 3 saatten fazla. Bu 3 saati sıkılmadan geçirdim sinemada fakat yine de daha kısa olmasını tercih ederdim. Bir kitap okur gibi arada kısa fasılalar vererek izlenmez filmler. Bir kez 10 dakika ara vererek 3 saat 16 dakikayı sinema salonunda geçirmek yorucu oluyor malesef.

Fiziksel olarak o kadar saat hareketsiz oturmak gerçekten yorucuydu ama film hiç yorucu değildi.  Motivasyonunu yitirmiş, bahar gelince uyanma umudu bile olmadan kış uykusuna yatmış karakterle bile izlenesi bir senaryo yazılmış, oynanmış ve filme çekilmiş. Başarı bu olsa gerek.

Kasvetli odalarından kasvetli karakterlerin kasvetli ruhları bize yansıyorken birden gülümsüyor, hatta gülmeye başlıyorsunuz. Kafalarını karıştıran sorulara ortak oluyor, sizin de kafanız karışıyor. Aydın bunalımı deyip dudak bükemiyorsunuz Aydın ve Necla'ya. Nihal'in neyinin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Köylülerin basit hayatlarının karmaşıklığına dalıyorsunuz.

Evinin önündeki mezbelelikten rahatsız olmadan, temizlemeye, düzeltmeye gerek duymadan kanıksadıkları yaşamı sürdüren köylülerden bir farkı yok Aydın'ın. Ruhundaki ataleti, beynindeki önkabul mezbeleliğini silkeleyip atmadan yaşayıp gidiyor. Eşelemeye, derine inmeye, özünü görmeye hiç niyeti yok ne kendisinin ne de çevresinde olan bitenin. 

Beğendiğim afişi bir tablo olarak evin genç hanımının odasında görüyorduk (Ah benim kültürsüzlüğüm! Meğer ne meşhur bir tabloymuş bu resim). 
Bir küçük fotoğraf da dolabın üzerinde; minik çocuklarla çekilmiş bir sınıf fotoğrafı. Her ikisinde de bir kadın. Çökmüş adama seyirci kalan, kendisi de çökmenin eşiğindeki kadın, diğer resimde ellerini uzatabilmenin sevinci içinde.

Gördüğü yaşadığı her şeyden memnun Japon çift, anın ötesini düşünmeden yaşamayı seçen genç, başka dünyalara anlık geçişler sağlasa da kahraman kısa sürede o dünyalara sırtını dönüp yüzünü kapamaya devam ediyor.

Replikler bir tiyatro eseri gibi edebiydi, yer yer klişe konularda klişe repliklerle film izlediğime uyandırsa da, çoğu, içine alıp sürüklüyordu. Haluk Bilginer'in Masumiyet'teki tiradının tadı damağınızda kaldıysa Kış Uykusu ile kaldığınız yerden devam edin.

Teknik konuları anlamam ama mekan çekimleri de çoğunlukla birer eserdi, tablo izler gibi dalıp gidiyordum.

Oyuncuların doğallığından söz etmeme gerek var mı? Başrolde adı geçenlerin önceki başarıları da ortada. Kahya, çocuk, imam, öğretmen, arkadaş hepsi yaşayan karakterler.

Senaryodaki gülümseten, güldüren öğeler ve repliklere dikkat çekmek isterim. Komedi filmi çektiğini ve komedi filmi izlediğini düşünenler bir de Kış Uykusu'na baksınlar, bayağı olmadan da güldürülebileceğini ve gülünebileceğini fark etsinler.

Beğenmediklerim de vardı elbette. Benim açımdan mesajın vuruculuğunu öldüren, senaryoya yedirilememiş, iğreti kalmış bir sahneydi paraların savrulması. Sevda diye seslenip kahve isteyecek biri şeklinde işlenmiş hoca karakterinin kahve getirmeye  gitmesi sırıtırken sahne de sahtelişiverdi gözümde. İyi ki Melisa Sözen'in muhteşem performansı vardı da toparlandı sahne.

Filmin sonunu yorumlamak herkesin kendisine kalmış. Benim açımdan hiç de karamsar değildi sonu, kış uykusundan uyanışı anlamayı tercih ettim ben.

İyi seyirler...



8 yorum:

EMİNE ÖZTÜRK dedi ki...

paylaşıma teşekkürler... ben de görmek istiyorum bu filmi..

hakan pinar dedi ki...

Online Film izle Yazdım Bu Siteye Geldim. Ama Film Mükemmel

sarkaç dedi ki...

Sevgili Emine, tavsiye ederim. Çok güzel bir anlatım, çok güzel oyunculuklar var. Konu çok bizden. Her karakter bizim içimizden bir parça. Anlatamayız ya çoğu zaman neyin bizi rahatsız ettiğini, mutlu olmamak için hiç bir sebep yokken neden mutsuz olduğumuzu. İşte onlar da bizim gibi.

Hakan Bey hoşgeldiniz. Ne garip bir tesadüf, film arayışınızın bir yemek bloguna çıkması:) Bu sayede filmi çok beğenen bir filmseverin görüşünü de almış olduk. Film benim için de çok güzeldi.

Yorumlarınız için teşekkür ederim.

Mine Tozanlıoğlu dedi ki...

iki kere seyrettim birincisinde kesin çok sıkılır uyurum falan diyordum sonuna kadar pür dikkat izledim ikincisinde birz fazla kaşınmış hareket etmiş olabilirim gene de dikkatle seyrettim yazayım mı diye düşünürken benden çok daha iyi yazana rastladım işte en iyisi face de en sevdiğim günlüklerden birinin yorumj deyip paylaşmalı...

Mine Tozanlıoğlu dedi ki...

bu arada sonunda içinden de olsa af dilemesi kaldığı yerden devam ederken kendi gerçekliğini farketmiş olması uyandı mı sahi diye sordurdu ne bileyim ... Az buçuk fotoğraf çekmeye başladığımdan beri karelere daha dikkatli bakıyorum, çekiveriyor içine zaten ...

sarkaç dedi ki...

Mine'cim şimartıyorsun beni:)
Lütfen sen de yaz. Objektif ve duru bakışını, sade anlatımını çok seviyorum.
Face'e alışamadım bir türlü, en sonunda boş boş duran hesabımı silerek face defterini kendi açımdan kapadım. Hala face'de olsaydım uğrardım mutlaka.

Kış Uykusu'nun tadı damağımda kaldı. Tekrar izlemek istiyorum ama bir 3 saatlik zaman daha ayıramadım henüz. İzleyenlerle yorumlaşmak nerdeyse tekrar izlemek kadar güzel geliyor.

Aydın'ın içinden özür dilemesini uyanmak olarak kabul ettim Mine'cim. Bilmiyorum NBC nasıl kurdu zihninde. Bazen içten özür dilemenin açık açık özür dilemekten daha gerçek olduğunu düşünürüm. İçten dilenen özür sözle değil davranışlarla yansıyacaktır karşısındakine. Sanırım ben iflah olmaz bir optimistim filmin sonu söz konusu olunca.

Fotoğrafçılık keyifli bir uğraş. Ben de karşıdan seve beğene bakıyorum fotğraflara ama fotoğraf makineleri ile samimiyet kuramadım bir türlü. NBC'ın bu konudaki başarısı müthiş. Gerçekten tablo gibi izlenesi sahneler çekiyor.

Mine Tozanlıoğlu dedi ki...

davranışlara yansıdığında anlaşılacak belki ama ilişki öylesine yorgunki, insanların değişmesi zor ama ikisinde de ben sana mecburum durumu mevcut işte ... tamam ben de katılayım iyi biten son kısmına :)

sarkaç dedi ki...

Ah Mine'cim ne güzel özetlemişsin. Yorgun bir ilişki onlarınki. Haklısın değişmek de çok zor. Hiç olmazsa fark edebildiler ne olduklarını ve ne olmamaları gerektiğini. Ötesi zamana kaldı.

Related Posts with Thumbnails