7 Ekim 2010 Perşembe

Deniz Üçlemesi


Deniz Üçlemesi
(Geçiş Ayinleri, Yan Yana, Aşağıdaki Yangın)

William Golding

Dün oldukça huysuz, çekilmez haldeydim. Okuduğum üçlünün son kitabını bitirdim. Kitap kahramanın mutlu sona ulaşması hiç önemli değilidi, çünkü benim kahramanım gemiydi. Üç kitap boyunca çok bağlanmışım ona, kaybetmek beni epey sarstı. Bu da beni huysuzlaştırdı. Ne kadar anlamsız hatta komik, ama dün böyle düşünemiyordum, hala da içimde bir sızı yok değil ya.

Golding'in okuduğum ilk kitabı Sineklerin Tanrısı'ydı. Öyle karanlık bir kitabı okumak beni çok yormuş ve bunaltmıştı (anlatım tarzı yüzünden değil, yazdıklarına inandırdığı için). Biraz çekinerek aldım bu serinin ilk kitabı Geçiş Ayinlerini. O kadar çok hoşuma gitti ki üçlemenin diğer iki kitabını da aldım. Yalnız ilk kitapla diğerleri arasına oldukça uzun bir süre girdi. Yine de unutmamışım, en azından önemli konuları.

Üçlemenin diğer iki kitabını da zevkle okudum. Aslında neden zevkle okuduğumu da açıklayamam. Denizde geçiyor olması en büyük etken olabilir. Çocuk romanlarında geçenler gibi bir gemi ve gemi yolcuğu olmasıdır belki de. Epeyce bir denizcilik terimine aşina oldum kitap boyunca, Aganta Burina Burinata'dan sonra.

Son kitapta çevirmen değişmişti. Her ne kadar donanmaya ait bir gemi de olsa ilk iki kitaptaki  kaptan, birinci ve ikinci suvariler (tıpkı çocukluğumda okuduğum kitaplardaki gibi kullanılan isimler), son kitapta albay ve teğmenlere dönüşmüştü. Ben ilkini tercih ederdim ama biraz bocalamadan sonra ikincisine de alıştım.

Asillerin halka bakışları, sınıf ayrımı, İngilizlerin Fransız Devrimine farklı yaklaşımları ince ince işlenmişti. İngiltere'den Avustralya'ya yapılan yolculuk boyunca bir insanın değişimini izleyerek görüyordum bunu.

İnsanların kıskançlıkları, çekememezlikleri o kadar doğal anlatılmıştı ki, hiç bir abartı yoktu. Bu duygular sadece kötü insanlarda olur, biz böyle kıskançlık çekememezlik yapmayız diye kendimizi rahatlatmak mümkün değildi, tam tersine "işte ben de bunu yapıyorum maalesef " dedirtiyordu okuyana ya da bana.

Gemi battı-batıyorken yapılan bir espiriye kahramanın yorumu tam benlikti. Espiriler bu düzeye düştüyse gemi zaten batmıştır diyordu kitap kahramanı Amerikanvari bir espirinin ardından. Günümüzde espiri niyetine söylenenlerin yazılanların çok azına gülebilen biri olarak o kadar iyi anladım ki yazarı.

Gemi tahtalarını birleştiren cıvataların sadece görünen kısımlarının bakırdan tahta içinde kalan kısımlarının ise incecik telden yapılarak aradaki kazancın cebe atılması örneğinde yaşananlar dürüstlüğün kimsenin malı olmadığını gösteriyordu bir kez daha. Dürüst uluslar değil, dürüst insanlar vardır.

Yazılacak bir sürü ayrıntı çıkabilir üç kitaplık bir seriden, ama yazmıyorum. Benim kahramanın gemiydi ve onu kaybetmeyi hiç istememiştim.

4 yorum:

Ece Nur'un Annesi "Mine" dedi ki...

arada guzel kıtaplardan bahsetmek gerek öyle degıl mı?
Hiç okumadım ama tavsıyen guzele benzıyor bu üçlülerde , denemeli !
Kitaplıgın varsa bu bloğa ugra fotograflarınla ... ben daha cekemedım ama katılacagım en yakın zamanda :)
http://neoyle-neboyle.blogspot.com/

sarkaç dedi ki...

Sevgili Mine, kitap tanıtımını yaptığımı ve tavsiyede bulunduğumu düşünmeyesin. Sadece kitabın bende bıraktıklarından bahsediyorum. Bazen bakıyorum da kitapla hiç ilgisi olmayan ya da kitaptaki en geride kalmış şeylerden söz etmekteyim. Benim sohbet biçimlerimden biri de bu, yemek tarifi vermek gibi.

Güzel, gerçek anlamıyla kitap tanıtımı yapan blogları da bilmek ve izlemek isterim. Söz ettiğin blog da ilginç galiba, mutlaka uğrayacağım. Sevgiler

susamcorekotu dedi ki...

HAYIRLI CUMALAR SEVGİLER

sarkaç dedi ki...

Amin, teşekkürler

Related Posts with Thumbnails